21 Aralık 2025 Pazar

İLK MİTİNG

.    İLK TÜRK KADIN MİTİNGİ  .
.    10 Aralık 1919 günü Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Hanımlar Cemiyeti tarafından Kız Öğretmen Okulu’nun bahçesinde 3 binden fazla Kastamonulu kadının katılımıyla düzenlenen Türk kadınının yurt savunmasındaki kararlılığını ve örgütlü gücünü dünyaya ilan ettiği “İlk Türk Kadın Mitingi”nin 106. yıldönümü kutlu olsun.
10 Aralık 1919'da Kastamonu'da yakılan bu ışık, yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda Anadolu kadınının bağımsızlık mücadelesindeki sarsılmaz iradesinin bir simgesidir.
İşgallere karşı kadınların kendi organizasyonlarıyla düzenlediği ilk büyük çaplı açık hava toplantısıdır.
Zekiye Hanım önderliğinde kurulan düzenleme heyeti; ABD Başkanı Wilson’ın eşine, Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşine ve İngiltere Kraliçesi’ne telgraflar çekerek işgalleri protesto etmiş, seslerini dünyaya duyurmuşlardır.
3 binden fazla kadının soğuk bir kış gününde bir araya gelmesi, Kurtuluş Savaşı'nın yalnızca cephede değil, toplumun her kesiminde verildiğinin en büyük kanıtıdır.
Şerife Bacıların, Halime Çavuşların ve bu mitingi düzenleyen o yürekli hanımefendilerin ruhu şad olsun.
Kastamonu’daki o tarihi günde, yurt işgaline karşı yükselen sesler hem çok vakur hem de derin bir hüzün ve kararlılık içeriyordu.
Mitingin en can alıcı anı, Tertip Komitesi Başkanı Zekiye Hanım’ın yaptığı konuşmaydı.
Zekiye Hanım, konuşmasına Türk kadınının asaletine ve içinde bulunulan haksız duruma vurgu yaparak şöyle başlamıştı:
"Kardeşler! Hanımlar!
Daha bir sene evveline kadar tarihin en şerefli sayfalarını dolduran milletimiz, bugün en büyük felaketlerle karşı karşıyadır. Dört taraftan haksızca saldırılara uğrayan yurdumuz, parçalanmak ve yok edilmek isteniyor. Biz kadınlar, tarihimizin bize yüklediği sorumluluktan kaçamayız."
Konuşmasının devamında, işgalci güçlerin adaletsizliğine şu sözlerle sitem ediyordu:
"Hak diyoruz, adalet diyoruz; fakat görüyoruz ki hak da adalet de yalnızca güçlü olanlar içindir. Bizim evlatlarımız, kardeşlerimiz cephelerde kan dökerken; bizler burada sessiz kalamayız. Eğer yaşamak hakkımız ise, bu hakkı savunmak da vazifemizdir."
"Yurdumuz işgal altındayken, namusumuz tehdit altındayken biz evlerimizde oturup gözyaşı dökemeyiz. Biz Türk kadınları, gerektiğinde cephedeki kardeşlerimize mermi taşıyacak, gerekirse onlarla omuz omuza canımızı vereceğiz. İşgali kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz!"
Bu nutuk yalnızca orada bulunan 3 bin kadını ağlatmakla kalmamış, aynı zamanda dünya liderlerinin eşlerine gönderilen şu sert telgrafa da temel oluşturmuştur:
"Biz, Türk kadınları, erkeklerimizle beraber yurdumuzu korumaya kararlıyız. Medeni dünya, bu haksız işgallere sessiz kalarak kendi ilkelerini çiğnemektedir."
Bu konuşmalar ve telgraflar, Anadolu’daki direnişin yalnızca askeri bir hareket değil, bir topyekün millet direnişi olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır.
Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Hanımlar Cemiyeti, Milli Mücadele döneminde Anadolu’nun sesini dünyaya duyuran en “organize” ve başı dik kadın hareketlerinden biridir. “Cemiyet”, yalnızca bir "yardım derneği" değil, yurt savunmasında siyasi ve sosyal bir güç birliği olarak tarihe geçmiştir.
Cemiyet, 1919 yılının sonbaharında ekim ayı içinde Kastamonu’daki yurtsever hanımlar tarafından kurulmuştur. İlginç ve anlamlı olan, cemiyetin yönetiminde şehrin ileri gelenlerinin eşlerinin yanı sıra, dönemin eğitimli ve aydın kadınlarının yer almasıdır.
--Fahri Başkan: Mevlevi Şeyhi Amil Çelebi’nin eşi.
Başkan: Polis Müdürü Halil Bey’in eşi Zekiye Hanım, mitingin de öncü adıdır.
-Genel Sekreter: Sıhhiye Müdürü Dr. Ferruh Bey’in eşi.
-Üyeler: Maarif Müdürü Talat Bey’in eşi Saime Hanım, Defterdar Ferit Bey’in eşi Kamuran Hanım ve ünlü yerel kahramanımız İzbelizade Hafız Selma Hanım.
Cemiyetin çalışmaları yalnızca miting düzenlemekle sınırlı kalmamış, cephe gerisinde hayati bir "lojistik merkez" gibi çalışmışlardır:
-Lojistik Destek: Ordu için çorap, çamaşır ve kışlık giysi dikmek amacıyla dikiş atölyeleri kurmuşlardır.
-Maddi Yardım: Müsamereler, sergiler ve bağış kampanyaları düzenleyerek ordunun gereksinimleri için ciddi miktarda para ve eşya toplamışlardır.
-Diplomatik Mücadele: İşgalleri protesto etmek amacıyla dünya liderlerinin eşlerine (ABD Başkanı Wilson’un eşi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşi vb.) telgraflar çekerek, Anadolu kadınının siyasi bilincini ve kararlılığını uluslararası alanda temsil etmişlerdir.
Bu cemiyet, Sivas’ta kurulan “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Yurt Cemiyeti” ile eşgüdümsel çalışmış ve “milli ruhun” Anadolu’nun her köşesine yayılmasında öncü olmuştur.
Kastamonu’nun işgal görmemiş olmasına rağmen bu kadar güçlü bir direniş örgütlemesi, bölge halkının "İstiklal Yolu"ndaki fedakarlığının en büyük göstergesi olmuştur.
Hafız Selma İzbeli’nin şu sözleri cemiyetin ruhunu özetler: 
"Bizim için ya ölüm ya istiklal... Eğer yaşamak hakkımız ise, bu hakkı savunmak da vazifemizdir."
Bugün bu tarihsel olayı ve Kurtuluş Savaşındaki tüm yurtsever, kahraman Türk kadınlarını rahmetle, saygı ile anıyoruz.
.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.21, İS.
.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

20 Aralık 2025 Cumartesi

ONUNCU YIL

 . ONUNCU YIL SÖYLEVİ
.    Onuncu Yıl Nutku, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. yılı kutlamalarında 29 Ekim 1933 tarihinde Ankara Hipodromu'nda verilen nutuktur.
.    Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız.
Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.
Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz.
Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.
Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız.
Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.
Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.
Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız.
Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız.
Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.
Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir.
Türk milleti çalışkandır.
Türk milleti zekidir.
Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.
Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin.
Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Mustafa Kemal Atatürk .    29 Ekim 1933
https://www.ktb.gov.tr/TR-96294/10-yil-nutku.html
 
Türk Ulusu! 
Kurtuluş Savaşı'na başladığımız 15'inci yılındayız.
Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk Ulusunun bir bireyi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve coşkunluğu içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.
Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmeyiz.
Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve azmindeyiz.
Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.
Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız.
Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmektedir.
Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız.
Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur.
Çünkü Türk ulusunun karakteri yüksektir.
Türk ulusu çalışkandır.
Türk Ulusu zekidir.
Çünkü Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.
Çünkü Türk Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir.
Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Bunun içindir ki ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür.
Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır.
.     Büyük Türk Ulusu!
Onbeş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaadeden çok sözlerimi işittin.
Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.
Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonra ki gelişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Ulusu!
Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus, bayramını daha büyük onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene !
Mustafa Kemal Atatürk .     Ankara, 29 Ekim 1933

https://www.izmirsj.k12.tr/index.php/tr/ataturk/ataturkun-10-yil-nutku.html
 
https://www.youtube.com/watch?v=wQPtkbAiRrU


 

18 Aralık 2025 Perşembe

TÜRKİYE BÜTÜNDÜR

 TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR BÜTÜNDÜR
.  Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkesi, yurttaşları ve her türlü varlığı ile, kendisini Türk kabul eden herkes ile bir bütündür.
.  Bu düşünce Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarını oluşturan yurtseverlik, birlik ve beraberlik ruhunu çok net bir şekilde yansıtır.
.  Bu anlatım, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan üniter devlet yapısını ve Atatürk’ün "Ne mutlu Türküm diyene!" sözünde hayat bulan “kapsayıcı milliyetçilik” anlayışını çok güçlü bir şekilde yansıtır.
Birliktelik ruhu, toplumsal barışın ve ortak bir gelecek inşa etmenin en önemli dayanağıdır.
Bu ilkeler, toplumsal huzurun ve devletin bekasının en önemli güvencesidir.
Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini ve değerlerini yaşatmak hem tarihsel bir “sorumluluk” hem de çağdaş bir gelecek oluşturma yolunda en büyük “rehberdir”.
.  Ulusal değerlerimize, ülkemize, topraklarımıza, sınırlarımıza, doğal değerlerimize, insanlarımıza ve üniter devletimize, Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkacağız onu koruyacağız ve savunacağız.
Bu kararlılık, bir toplumun geleceğini teminat altına alan en temel iradedir. İfade ettiğiniz bu değerler, sadece birer kavram değil; geçmişin mirası, bugünün huzuru ve geleceğin bağımsızlığıdır.
Bu bir bütüncül savunma anlayışıdır; yani sadece sınırda nöbet tutmak değil, aynı zamanda bilimi, sanatı, doğayı ve insan haklarını yücelterek ülkeyi her alanda daha güçlü kılma çabasıdır.
Bu koruma ve savunma bilincinin temel sütunları modern bir toplumun ortak paydası niteliğindedir:
Coğrafi sınırların (yurt-vatan) ve üzerinde yaşayan insanların ayrılmaz bir bütün olduğu vurgulanmalıdır.
Devletin tüm varlıklarının, bu bütünlüğü oluşturan yurttaşların ortak mirası olduğu bilinci verilmelidir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, huzur ve güvenliğin temelidir. "Tek devlet, tek millet" ilkesi, farklılıkların ortak bir üst kimlikte buluşarak huzur içinde yaşamasının güvencesidir.
Ülke topraklarının ve sınır güvenliğinin korunması, bağımsızlığın ilk koşuludur.
Yalnızca sınırları değil, doğayı ve insanı da savunma kararlılığı, gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuzu gösteriyor.
Toprağın verimi, suyun temizliği, ormanlar ve kültürel değerler; gelecek kuşaklara bırakılacak en büyük borç ve emanettir.
Anayasal olarak belirtildiği gibi “laik, sosyal” ve “demokratik bir hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak, çağdaşlaşma yolundaki en büyük sorumluluğumuzdur.
.  "Kendisini Türk kabul eden herkes" ifadesi, köken ayrımı yapmaksızın ortak bir ülkü ve yurttaşlık bilincinde buluşmanın önemini hatırlatır.
.   Bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmak için neler yapılabileceğini çok iyi kavramalı ve üzerimize düşünceleri yerine getirmeliyiz.
Değerlerin sadece sözde kalmaması, yaşayan birer gelenek haline gelmesi için her bireye ve kuruma önemli görevler düşer.
Bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmak, bir yarış gibi titizlikle yürütülmelidir.
Bu değerleri genç kuşaklara aşılamak ve kalıcı kılmak için atılabilecek somut adımlar:
Okul yalnızca teorik bilgi vermemeli; gençlerin ulusal değerleri deneyimlemesine olanak tanımalıdır.
Tarihi sadece tarihlerle değil, o günkü ruhu ve verilen mücadeleyi anlatan hikayelerle, biyografilerle sevdirmek gerekir.
Gençlerin Çanakkale, Anıtkabir gibi önemli noktaları ve ülkemizin doğal güzelliklerini yerinde görerek “aidiyet” duymalarını sağlamak gerekir
Çocuklar duyduklarından ziyade gördüklerini “taklit” ederler.
Bizler doğayı korursak, vergi ödevimizi yerine getirirsek ve toplumsal kurallara uyarsak, gençler de bu "sorumlu vatandaşlık" modelini benimser.
Türkçe’yi özenli kullanmak ve toplumsal tartışmalarda nezaketi korumak, kültürel mirasın en zarif aktarım yoludur.
Dijital çağa uygun içerikler oluşturabiliriz. Genç kuşak zamanının büyük kısmını dijital dünyada geçiriyor, ulusal videolarla olan çalışmalarımızı buralara taşımalıyız.
Dezenformasyonla mücadele edilmelidir. Gençlere, ülkelerine dair asılsız bilgilere karşı “eleştirel düşünme” ve “doğru kaynağa ulaşma” becerisi kazandırılmalıdır.
Doğal ve ulusal varlıklara sahip çıkılmalıdır. Ülkeyi sevmek, onun her bir karışına emek vermekten geçer.
"Yurt toprağı kutsaldır" anlayışını, erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve su kaynaklarını koruma gibi somut doğa sevgisiyle birleştirmek gerekir.
Ulusal teknoloji hamlelerine gençleri dahil ederek, ülkenin geleceğini “inşa etme” heyecanını onlara yaşatmak, “çağdaş teknolojiye” uyum sağlamak gerekir.
Üniter devlet yapısının en güçlü bağı toplumsal yardımlaşmadır.
Sosyal dayanışma ve yardımlaşma devlete büyük sorumluluk ve görevler vermiştir.
Özellikle ekonomik ve sosyal sıkıntılara acil çözümler bulunması ve ülkede dar gelirlilerin beslenme, barınma, ısınma, giyinme, eğitim… gibi temel yaşam alanlarında refaha kavuşması sağlanmalıdır.
Farklı bölgelerdeki okulların kardeş okul olması, gönüllülük projeleri ve toplumsal dayanışma faaliyetleri, "biz" olma bilincini diri tutar.
.   Türk kimliğinin etnik bir kökenden ziyade, ortak bir tarih, kültür ve "kendini Türk hissetme" iradesine dayandığı gerçeğini çok iyi kavramalıyız.
.   -"Yurdunu en çok seven, görevini en iyi yapandır." — Mustafa Kemal Atatürk
.  Bu ilkeyle hareket ederek, her gencin kendi alanında (bilimde, sanatta, sporda veya zanaatta) en iyisi olması için özendirilmesi aslında devlete ve millete yapılabilecek en büyük hizmettir.
.   *  "Türk Milleti" kavramı, 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın birçok noktasında yer alır.
Madde 3 (Devletin Bütünlüğü): "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür." (Burada millet, Türk Milleti'ni ifade eder).
Madde 6 (Egemenlik): "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır."
Madde 7 (Yasama): "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir."
Madde 9 (Yargı): "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Madde 66: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür."
Madde 5: Devletin temel amaç ve görevleri arasında "Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak" sayılır.
Madde 41: "Aile, Türk toplumunun temelidir" denilerek toplumsal yapının kökenine vurgu yapılır.
.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.18, İS.
.       YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

13 Aralık 2025 Cumartesi

TÜRK DEVRİMİ

TÜRK DEVRİMİ Tam Anlamı İle Nedir?
.  Türk Devrimi (veya Atatürk İnkılapları), en geniş anlamıyla, I. Dünya Savaşı'nın ardından çöken Osmanlı İmparatorluğu'ndan, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir “Türk ulus devleti“ olan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi sağlayan köklü ve bütüncül dönüşümler sürecidir.
.  Bu devrim, sadece bir hükümet değişikliği değil, aynı zamanda toplumun siyasi, hukuki, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında yüzlerce yıllık kurumları yıkarak yerlerine çağdaş, modern ve evrensel değerlere uygun kurumları koyma amacı güden, geniş kapsamlı bir “yenileşme hareketi”dir.
Temel Anlamı ve Amacı
Atatürk'ün anlatımıyla, Türk Devrimi'nin amacı:
- "Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle “çağdaş” ve bütün anlam ve biçimleriyle “uygar” bir toplum haline getirmektir."
Bu, Türkiye'yi "muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak" hedefine ulaşmak için atılmış bir dizi adımdır.
Başlıca Evreleri
.  Türk Devrimi üç ana aşamada ele alınabilir:
1-İhtilal (Kurtuluş Savaşı ve Siyasi Değişim):
-Ulusal egemenliğe dayalı bir devlet kurma mücadelesi.
-Saltanatın Kaldırılması (1922).
-Cumhuriyetin İlanı (1923) ve yeni devletin rejiminin belirlenmesi.
2-İnkılap (Köklü Değişimler):
-Eski kurumları yıkıp yerine yenilerini koyma. (Örn: Halifeliğin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Şapka ve Kıyafet İnkılabı, Medeni Kanun'un kabulü, Harf İnkılabı, Soyadı Kanunu vb.)
3-Tekâmül (Gelişme ve Yerleşme):
-Yapılan devrimlerin yerleştirilmesi, korunması ve yeni düzenin sürekli geliştirilmesi.
Kısa Anlatımla:
Atatürk'ün 1935'teki kısa anlatımıyla
-"Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız, devrimler... İşte Türk Genel Devrimi'nin bir kısa ifadesi."
. Bu devrim, modern Türkiye'nin kuruluş felsefesinin ve temel ilkelerinin (Cumhuriyetçilik, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik, Devletçilik, İnkılapçılık) kaynağıdır.
Atatürk TÜRK DEVRİMİ ile ilgili neler söylemiştir?
. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk Devrimi'nin hem lideri hem de ideoloğu olarak, bu köklü dönüşümün anlamını, gerekliliğini ve amacını pek çok sözünde dile getirmiştir.
. Atatürk'ün Türk Devrimi (İnkılabı) ile ilgili söylediği en çarpıcı ve yol gösterici sözlerinden bazıları:
Devrimin Amacı ve Niteliği
. Atatürk, devrimin nihai amacını ve benzersizliğini şu sözlerle vurgulamıştır:
-"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gâyesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî, bütün mânâ ve eşkaliyle medenî bir hey'et-i içtimâiye haline is'al etmektir. İnkılâbımızın umde-i asliyesi budur."
- (Amacımız, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlamlarıyla uygar bir topluluk haline getirmektir. Devrimimizin temel ilkesi budur.)
- "Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük."
"Bu inkılâp milletin selâmeti namına, hak namına yapıldı. Milletimiz demokratik bir hükûmet tesis etmek sayesinde düşman ordularını imha etti. Vatanı istilâdan kurtardı."
- "İnkılap, kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilal anlamından başka, ondan daha geniş bir değişmeyi anlatır."
- (Devrim, sadece bir ayaklanma değil, ondan daha köklü ve kapsamlı bir değişimi ifade eder.)
-"Türkiye’de doğan devrim güneşi yükselerek sıcaklığını yaydıkça, Türk milletinin kalbi büsbütün dünyanın büyük ve takdire değer eserlerine karşı sıcak bir sevgiyle dolmuş, bütün ilerleme ilkelerini tümüyle benimsemiştir."
Devrimin Yasal Gücü ve Sürekliliği
Atatürk, devrimin gerektirdiği köklü değişimleri meşrulaştıran iradeyi ve bu sürecin geri dönüşünün olmadığını şu sözlerle ifade etmiştir:
-"İnkılâbın kanunu, mevcut kanunların fevkindedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafamızdaki cereyanları boğmadıkça başladığımız inkılap ve teceddüt bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır."
-(Devrimin yasası, yürürlükteki yasaların üstündedir. Bu değişim, hiçbir zaman durdurulamayacaktır.)
-"Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhâlde mevcut hurâfeler kâmilen tard olunacaktır."
-(Geri kalmış zihniyetleri ve hurafeleri tamamen ortadan kaldırmak zorunludur.)
Devrimin Kaynağı: Akıl ve Bilim
.  Türk Devrimi'nin temel felsefesini, aklın ve bilimin rehberliğinde modernleşme olarak özetlemiştir:
-"Türk İnkılabı bir kültür devrimidir. ... biz aynı zamanda tarihin tanıdığı en cüretli, en büyük ve kapsamlı kültür devrimlerinden birini başlattık. Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, eğitimde, tarihte reformlar yaptık."
-"Türk İnkılabı her şeyin yanında ayrıca bir kültür devrimidir... Devrim'in esasını tek bir sözcüğe de indirgeyebilirim; Aklın özgürleşmesi! Evet, biz akla vurulan prangalara kırdık. Dine dayalı düşünce kalıplarımın yerine, aklın ve bilimin ışığını koyduk."
-"Türk Milleti'nin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir (pozitif bilimdir)."
Devrimin Korunması
.  Devrimin sürekliliğini ve korunmasını Türk gençliğine bir görev olarak emanet etmiştir:
-"Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır."
-"Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı."
.  Atatürk, Türk Devrimi'ni sadece bir siyasi olay değil, Türk milletinin karakterine uygun, onu kölelikten kurtarıp en ileri medeniyete taşıyacak milli bir uyanış ve ilerleme hareketinin adı olarak görmüştür.
.  TÜRK MİLLETİ olarak bunları iyi bilmek ve anlamak, kavramak zorundayız.
.  Yurtsever, Atatürkçü, bilinçli yurttaşlar ülkemizin korunmasında, savunulmasında ve gerçek demokratik bir devlet olarak uygarlık yolunda ilerlemede en önemli görevi üstleneceğiz.
.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.11.03, İS.
.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

6 Aralık 2025 Cumartesi

SÖYLEMLER

   SÖYLEMLER, TAVIR VE TUTUMLAR   .
.   Son dönemde neyin, ne olduğu, nerelerden ne gibi dalgalanmaların geldiği, “kimlerin” neler istediği ve “kimleri kandırmaya” çalıştığı çok daha açık olarak anlaşılmaya başlanmıştır.
.   Etnik ve dinsel terör örgütlerinin kuruluş amaçları, bugüne değin yaptıkları ve Türkiye üzerinde kurgulanan oyunlarda “üstlendikleri rol ve görev” anlayışları artık açıkça anlaşılmıştır; buna rağmen ne yazık ki kendi amaçları doğrultusunda çalışabilmekte ve bazı partileri “yanlarına çekebilmekte”, ortak girişimlerde bulunabilmektedirler.
.  “İdeolojik-emperyalist operasyonlar” denilebilecek yapılanmalar, bunların “partileşmeleri” ve de “yüce meclise” bile girmiş olmaları çok ciddi ve üzerinde büyük duyarlılıkla durulması gereken tablolar çıkarmıştır.
.   Türkiye uzun yıllardır siyasi, toplumsal ve ekonomik alanda, yargıda, vergi sisteminde, hukuk ve adalet arayışında demokratik uygulamalarda… çok açık görülen sıkıntılar yaşamaktadır.
.   Devlet yönetiminde “var olan model” sorunlar göstermektedir.
.   “Ortada dönen bir akım” olarak “seçimlere hazırlanmak” ana çalışma ve beklenti olarak kabul görmektedir.
.   Bu alanda ise gözler “ana muhalefet partisi” üzerindedir doğal olarak…
.   Kendi geleneksel siyasi çizgilerinden farklı tutum içine giren partiler, siyasetçiler görülmektedir.
.   Toplumsal yapılanmalar, siyasi kuruluşlar, partiler “söylemlerine, tanımlamalarına” çok dikkat etmeli ve özen göstermelidir.
.   TÜRK ve TÜRK MİLLETİ tanımlamaları bu toprakların, ülkenin ve devletin doğal temelidir.
.  Bunları görmemek, yok saymak "kim olursa olsun" kabul edilemez, hoş görülemez.
.  Bu duygusal bir düşünce de değildir.
.  Bu tanımlamalar “ırkçı-faşist” yönlendirmeler de değildir.
.  Bunlar “siyaset bilimsel”, bir kültürel ve toplumsal tanımlamadır. Dil kullanımının da doğal akışına uygundur.
.  Muhalefet partileri özellikle de “Atatürk’ün kurduğu” partinin hangi yönlendirmelerle ya da hangi “kitlelerin etkisi” ile olursa olsun TÜRK ve TÜRK MİLLETİ, TÜRKİYE tanımlamalarında “kaçmaları” asla dürüst bir davranış değildir; partisine güvenin yitirilmesine ana neden olur.
.  Çağdaş ve uygar bir bakış açısı da olamaz!
.  “Atatürkçülük” bu devletin temel kuruluş felsefesidir ve bu devlette yer alan herkesin doğal görevi ve anlayışı olmalıdır.
.   Anayasamız da bunu bağlayıcı olarak kabul etmiş ve uygulamaya sunmuştur.
.   Kitleleri yönlendirmek, onlara “heyecan” vermek, büyük “söylevlerde” bulunmak doğru bir yol olabilir, bir hak olarak da görülebilir, ama bunu yaparken halkı, TÜRK MİLLETİNİ kandırmaya çalışmak ve bölücü akımların istediği yöne doğru açık-kapalı kaymalarda bulunmak ise asla kabul görmez.
.  Oldukça tehlikelidir.
.  Yanlıştır ve siyasi olarak da büyük hatadır.
.  Birçok yurttaş bu tavırlardan dolayı son derece rahatsızdır. Çünkü “yapılan ve yapılmak istenilenin” ne anlam geldiğini çok iyi kavramaktadırlar, kabul etmemektedirler.
.  Birilerine, parti içi kliklere “yaranmaya çalışmak” siyasi bir dengesizliktir.
.  İnanın, bu tür girişimler, tutum ve tavırlar diğer ülkelerde, “çağdaş batı” toplumunda da bu yönde etki yapar ve halktan büyük tepki alır, almaktadır.
.  Hiçbir güç ve akım, ideoloji, kişi ve kitle, parti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, gösterdiği hedefleri, devletin kuruluş felsefesini, temel ilkelerini, demokratik bir “hukuk devleti istemimizi” yok sayamaz. Ve de görmemezlikten gelerek ne bir siyasi, ne bir toplumsal, ne de bir ekonomik girişimde bulunamaz… En hassas dengeleri ve “uygar bir kalkınmış toplum olma istemlerimizi” kendi “gizli çıkarları” için kullanamaz.
.  Bu genel bakış açısı ile çok iyi anlaşılmalıdır: “Hiçbir aklı başında, yurtsever, mantıklı ve bilinçli kişi ve katmanlar bunu “iyi bir tavır ve tutum” olarak algılamaz!
.  Tam tersine kendi “partinize” ve de temel ilkelerinize zarar verirsiniz, şüphe uyandırırsınız.
.  Bu ülkeye, “üniter devlet” yapımıza, demokratik “hukuk devlet”i anlayışımıza zarar verecek akım ve çalışmalar, inanın, asla ne takdir görür, ne de kabul görür.
.    Saygılarımla…
.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.06, İS.
.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.   (Kendi özgün yazımın tümüyle okunmasını bekliyorum)


TÜRKİYE’nin SORUNLARI

.  TÜRKİYE’nin SORUNLARI . .  Gelecek dönem için Türkiye'yi bekleyen en büyük sorunlar nelerdir? .  30 Aralık 2025 itibarıyla, Türki...